830 Bin Nüfuslu Ülke, Gıda Bağımsızlığında Dünyaya Ders Veriyor
Dev ekonomilerin yıllardır çözemediği gıda güvenliği sorununu, yaklaşık 830 bin nüfuslu küçük bir ülke sessizce başardı. Üstelik bunu dışa bağımlı kalmadan, kendi kaynaklarını merkeze alarak yaptı.
Dünyada gıda fiyatlarının arttığı, tedarik zincirlerinin kırılganlaştığı ve birçok ülkenin temel ürünlerde bile ithalata mahkûm olduğu bir dönemde, bu küçük ülke bambaşka bir yol izledi. Yıllar önce alınan stratejik kararlar sayesinde bugün halkının neredeyse tamamını yerli üretimle doyurabiliyor.
Planlı Tarım, Devlet Akılcılığı
Başarının temelinde plansız büyüme yerine uzun vadeli tarım politikaları yer alıyor. Ülkede hangi ürünün ne kadar ekileceği serbest piyasanın insafına bırakılmadı; çiftçi yönlendirildi, desteklendi ve korundu. Devlet, “çok üret, satamazsan ithal ederiz” anlayışı yerine, ihtiyaca göre üretim modelini benimsedi.
Stratejik ürünlerde (tahıl, sebze, süt ve balıkçılık) dışa bağımlılık neredeyse sıfıra indirildi. İthalat ancak iklim koşullarının elvermediği sınırlı ürünlerle kısıtlı tutuldu.
Teknoloji ve Yerel Bilgi Bir Arada
Küçük yüzölçümüne rağmen yüksek verim alınmasının sırrı, teknoloji ile yerel bilginin birlikte kullanılması oldu. Akıllı seralar, topraksız tarım sistemleri, yenilenebilir enerjiyle çalışan üretim tesisleri ve dijital tarım takip sistemleri yaygınlaştırıldı.
Ancak tüm bunlar yapılırken geleneksel üretim bilgisi göz ardı edilmedi. Nesiller boyu aktarılan tarım ve hayvancılık kültürü, modern yöntemlerle birleştirildi.
Çiftçi Borçlu Değil, Güçlü
Birçok ülkede çiftçi borç yükü altında ezilirken, bu ülkede çiftçi sistemin merkezine kondu. Girdi maliyetleri devlet tarafından dengelendi, alım garantileri sağlandı. Böylece üretici, “gelecek yıl ne olacağım?” kaygısı yaşamadan üretim yapabildi.
Bu yaklaşım, kırsaldan kente göçü de büyük ölçüde durdurdu. Genç nüfus tarımdan kaçmadı, aksine tarımı bir gelecek alanı olarak gördü.
Dev Ekonomiler Neden Başaramıyor?
Uzmanlara göre büyük ülkelerin bu modeli uygulayamamasının nedeni kaynak eksikliği değil, öncelik sorunu. Kısa vadeli siyasi kazançlar, tarımı stratejik bir alan olarak görmemeleri ve ithalata dayalı kolay çözümler, gıda bağımsızlığını zayıflatıyor.
Bu küçük ülke ise “gıda, ulusal güvenliktir” anlayışını yıllar önce benimsemiş durumda.
Dünyaya Mesaj Net
830 bin nüfuslu bu ülkenin hikâyesi şunu gösteriyor:
Gıda bağımsızlığı, nüfusla ya da toprak büyüklüğüyle değil; akılcı planlama, kararlı devlet politikası ve üreticiye verilen değerle mümkün.
Bugün dünya bu modeli konuşuyor. Yarın ise daha fazla ülkenin aynı soruyu sorması kaçınılmaz:
“Biz neden başaramıyoruz?”